Tek Yüzük'ün yok oluşundan elli yıl sonra...
Neredeyse bütün yerleşim yerleri yok olmuş, tek bir çatı altında bölge bölge ayrılmaya başlamıştı. Bütün ırklar mutlu bir şekilde bu diyarlarda yaşamlarına devam etmekteydi. Hobbitler yemyeşil diyarlarında partilerle günlerini gün ediyorlardı. Neredeyse her hafta yapılan doğum günü partileri, verilen değişik hediyeler hepsinin gözlerindeki ışığı arttırmaya yetiyordu. Akan derenin kenarındaki verimli topraklardaki bitkilerden, meyvelerden tutun da ağaçlara çıkmaya çalışan minik Hobbitlere kadar etraftaki her şey çevredekileri gülümsetmeye yetiyordu. Sadece Hobbitler değil Cüceler de tıpkı onlar kadar mutluydu. Her zaman ki gibi madenlerinde taşçılık, madencilik ve metal işçiliği ile uğraşmaya devam etmekteydiler. Fakat sayıları yavaşça azalmaya başlamıştı. Bayan cüceler bayların üçte birinden daha azdılar. Bu yüzden çoğalmaları çok yavaştı. Ölümler ise madende sık sık oluyordu. Yıllarca yeni yeni balta yaparak kendilerini geliştirdiler ve bu, böyle devam edecek gibi görünüyordu. İnsanlar da eğlence bir yana savaş konusunda kendilerini bir süre geliştirdiler. En değerleri varlıkları olan atlarıyla uğraştılar ve hala da uğraşmaya devam ediyorlardı. Rohan, Gondor Krallıkları tıpkı bir kardeş gibi iç içe yaşamaya başlamıştı. Bu iki krallık Gondor Ladysi ve Rohan Lord'unun evlenmesi için anlaşmıştı, böylece aralarındaki bağ daha da kuvvetlenecekti. Yine de en önemli şey tüm insanların mutlu olmasıydı ve bu -şuanlık- böyle görünüyordu. Elfler ise dünyadaki huzur nedeniyle kusursuz bir şekilde yaşıyorlardı. Yüzlerindeki tebessüm bir saniye bile yok olmuyordu. Kısacası parlayan yıldızların altında, onların da çevreye yansıttığı umut ışığıyla tüm dünya mutluydu. Tek umutsuz görünen çağlar boyu aynı duyguları, aynı karamsarlıkları yaşayan Mordor'du. Hiç kimse kapısına bile uğramıyordu. Yüzüğün yok oluşundan bu yana çevresi bile Irkları korkutmaya, ürkütmeye yetiyordu. Şu an için o bölgede hiç bir yaşam belirtisi yoktu.
Sonbahar Zamanı
Büyük bir nefret gibi esen rüzgar, yeri delecekmiş gibi toprağa düşen yağmur taneleri... Imladris hiç olmadığı kadar soğuk bir gece yaşıyordu. Etraf kötülük kadar iğrenç görünüyordu Elflere. Çakan şimşeklerin altında hiç kimse huzurlu değildi ve bu huzursuzluk yıllar sonra ilk defa ortaya çıkıyordu.
Bir kaç hafta sonra;
Kral'ın yönetimi altında büyük bir toplantı gerçekleşiyordu büyük salonda. Büyük bir koşuşturmayla bütün Elf Konseyi toplanmış yaşananlar üzerinde tartışıyorlardı. Fakat tartışılanları kimse bilmiyordu. Adeta gizli bir köşede sessiz fırtınalar kopuyordu. Toplantıya katılmayan tek bir kişi vardı; Kraliçe... Dünya üzerindeki değişmeler, huzursuzluklar onu yorgun düşürmüştü. Bir kaç haftadır odasına kapanmış, düşünceleriyle başbaşa kalmıştı. Kimseyi görmek istemediğini söylüyordu. Yemek yemekte zorlanıyor, yavaş yavaş dünyadan elini çekiliyordu. Hastaydı, zaman hızla aktıkça diğer Elfler de tıpkı onun gibi hastalanacaktı. Ve iyi olmaları için gereken tek şey huzurdu.
Sadece Imladris'te değil, diğer diyarlarda da karanlık hakimdi. İnsanlar evlerine kapanmış bir kaç gündür sokağa bile nadiren çıkıyorlardı. Hobbitlere gelince, toprağına bağlı Shireliler için evde durmak imkansızdı. Fakat ürkütücü karanlık bunu başarmıştı. Toprakaltı evlerinde hiç bir şey yokmuş gibi davranmak onlar için gerçekten zordu. Genellikle üzerilerine siyahlar giyerek gece yarısından sonra birbirlerinin evlerine gidip geliyorlardı. Bu durumu konuşuyorlar, bir çözüm arıyorlardı. Cüceler Moaria Madenleri'nde, Entler de ormanlarında derin sessizliğe gömülmüştü. Ama karanlığı atmak hiç kolay olmayacaktı. Çünkü kimse Mordor'dan gelen acımasız çığlığı duymuyordu. Bütün bu nefretin o diyarın üzerinden geldiğini kimse düşünmüyordu. Haklıydılar, yıllar önce Tek Yüzük yok edilmiş, hiç bir kötülük kalmamıştı -en azından buna inanıyorlardı-. Şimdi ise tıpkı eski zamanlarda olduğu gibi karanlıkta uyumayan bir şey vardı.
Eğer bir şey yapılmazsa, bir süre sonra karanlık fazlasıyla yayılmış olacaktı. Tüm ırkların, bir süre sonra, güneşe merhaba diyemeyeceklerini kim bilebilirdi ki?